Kaçmak benim için bir tutkudur. Çocukluğumdan beri bulunduğum yerden, tanıdığım insanlardan, sahip olduğum şeylerden uzaklaşmayı seviyorum. İşin en güzel tarafı bağlı olduğum şeylerden kaçacağımı bile bile onlara bağlanıp zaman geçiriyorum. Sanırım asıl zevk aldığım taraf da bu olabilir. Mesela sahip olduğum evi eşyaları bırakacağımı bildiğim halde, o evi büyük bir sevinçle alıyorum. Tüm detayları düşünerek, eşyalar alıyorum, kalıcı değişiklikler yapıyorum. Tüm kayıtlarda o evin adresini veriyorum. Faturalarımı düzenli olarak ödüyorum. Çok sıkıldığımda tadilat yapıyorum. Tüm bunları oradaki eşyaları tamamen bırakacağım, eve aniden bir gün gelmeyi bırakacağım günün vereceği hazzı düşünerek yapıyorum. Tabii ki dışarıdan bakıldığında buna dair bir işaret görülmesine izin vermedim, vermem de. Bu eylemin asıl zevkli tarafı da bu.
Kaçmanın, bırakıp gitmenin, arkaya bakmadan terk etmenin bana verdiği keyif tarif edilemez. Gözlerimi açtığımda acaba bugün hangisinden kurtulabilirim diye düşündüğüm çok oldu ama genellikle en eğlencelisi hepsini bir anda bırakmak. Şimdiye kadar en az 6 kere sahip olduğum kimliği geride bıraktım. Tüm geçmiş isimlerimi hatırlamıyorum bile. Ama hatırlamak konusunda çok dikkat olmam gerektiğinin farkında olduğumdan tüm eski bağlantılarımı tuttuğum bir deftere sahiptim. Ancak dün de o defteri yaktım. Çok sevdiğim bir diziyi aylar sonra tekrar izlemek gibi tüm o geçmiş günlerden tekrar kurtulmuşçasına rahatladım.
Bağlılıklara karşı bir insan değilim. Bence herkesin bağlılıkları rutinleri ve sevip beraber olduğu insanlar olmalı, benim de olmalı. Ama ben bunları aniden bırakmayı seviyorum. Sevgilim olan, arkadaş olduğum herkesi çok sevdim. Onları bırakırken tereddüt etmemiş olmam onlarla çok iyi zaman geçirmediğim anlamına gelmiyor tabii ki. Bazen görüşmeyi aniden kestiğim insanlara aylar sonra rastladığımda tekrar konuşup yakınlaştığım da oluyor. Bu onları hayatımın sürekli bir öğesi haline getirmemi sağlamasa da güzel bir şey.
Kaçmanın, bırakıp gitmenin, arkaya bakmadan terk etmenin bana verdiği keyif tarif edilemez. Gözlerimi açtığımda acaba bugün hangisinden kurtulabilirim diye düşündüğüm çok oldu ama genellikle en eğlencelisi hepsini bir anda bırakmak. Şimdiye kadar en az 6 kere sahip olduğum kimliği geride bıraktım. Tüm geçmiş isimlerimi hatırlamıyorum bile. Ama hatırlamak konusunda çok dikkat olmam gerektiğinin farkında olduğumdan tüm eski bağlantılarımı tuttuğum bir deftere sahiptim. Ancak dün de o defteri yaktım. Çok sevdiğim bir diziyi aylar sonra tekrar izlemek gibi tüm o geçmiş günlerden tekrar kurtulmuşçasına rahatladım.
Bağlılıklara karşı bir insan değilim. Bence herkesin bağlılıkları rutinleri ve sevip beraber olduğu insanlar olmalı, benim de olmalı. Ama ben bunları aniden bırakmayı seviyorum. Sevgilim olan, arkadaş olduğum herkesi çok sevdim. Onları bırakırken tereddüt etmemiş olmam onlarla çok iyi zaman geçirmediğim anlamına gelmiyor tabii ki. Bazen görüşmeyi aniden kestiğim insanlara aylar sonra rastladığımda tekrar konuşup yakınlaştığım da oluyor. Bu onları hayatımın sürekli bir öğesi haline getirmemi sağlamasa da güzel bir şey.



Benim için yeterince normal bir zaman. Güneşin doğmasına birkaç saat var ve şu an herkesten öndeyim diye düşündüm, kendi kendime. Kendimle rahatça sohbet edebilmenin yanında bir özelliğim daha vardır ki asıl benliğimin altında da bu yatmaktadır. Alışılagelmiş insan ırkı uykusunun rastgele oluşunu kendi adıma kırabiliyorum. Yani bedenimin uyumaktan sağladığı her şeyi, 3 dakikalık bir uyku süresi ile karşılayabiliyorum, tabii şimdilik. Saçma olmasının yanında geçekten mantıklıdır da bu olay.
Dünyadaki her ayrıntıyı kafama takmış durumdayım. Tüm olan biten aklımda yer etmeye başladı, kendimi toparlayamıyorum, sakinleşemiyorum. Bir anda başım dönmeye başladı. Sanırım kusacağım.
Midemin boş olmasının verdiği ürperme hissini tattım. Gülmek istiyorum açıkçası. Karnım ağrıyor ve bağıra bağıra gülmek istiyorum. Çünkü çok garip anılarımı, ileri derecede canlı olarak görmeye başladım. Sonunda geçmişe uzanabiliyorum. Sanırım bir tek onu değiştirmek kaldı.
Karaciğerim iflasını ilan etmeye çalışıyor. Biyolojik saati kalmayan bedenim, zaman farklılığını anlayamadığı için kendini yoketme çabasına girdi. Beynime verdirttiğim emirlerin yarısını hücrelerim sallamıyor.
Tam olarak kendime gelemesem de ayak uydurmaya başladığımı sanıyorum. Tüm olan farklılıkları bir şekilde açıklayabilsem de, hala neden ellerimin bu kadar terlediğini çözemedim. Yaptığım şeyleri tekrar görüp farklı yapmaya çalıştığımda o kadar heyecanlanmıyorum oysa ki. Lütfen şu öğlen saatleri hemen geçsin. Zaten hep aynı değeri vermişim bu saatlere, lanet olsun ki daha fazlasını haketmemişler de.
Artık tamamen burdayım. Ama buranın neresi olduğuna dair bir fikrim yok. Tek hissedebildiğim kulaklarımın algıladığı müzik sesi. Bu hiç de açıklayıcı olmadı. Hayatımın her noktasında olabilirdi ki bu. Uyanmayı beklemem gerek. O kadar çabalamanın ardından, herşeyi 3 dakikalık bir uykuya bırakmak istemiyorum.

