passive tries 2.4

pasife bisiler olmus, noolmus.

Ni Colias'ın günlüğünden

"3 yüzyıl sonra oradan çıktığımda, hala eklemlerimin çalışır olduğuna şaşırıyordum. Gözlerim acıyor, hem de çok fazla. Gereğinden fazla bekletilmiştim sanırım. Hiçbir şeyden emin olamamak, çevresindeki her hareketten korkmak benim yapacağım bir şey değil. Ancak tüm bu insanlara alışmam uzun sürebilir. Bu yüzden sessiz bir yer bulmalıyım kendime.

Günler geçtikçe yanlış yapıp yapmadığımı daha da fazla sorgular oldum. Neden kaçtığımı, neden orda tıkılıp kaldığımı hatırlamıyorum. İşin garip yanı, her şeyi gün geçtikçe daha da fazla unutuyor gibiyim. Meşguliyet kazanmalıyım.

Zaman içinde ölüp ölmediği sorgulamaya başladım. Geçmiş tüm duyularımda silik anılar bıraksa da, tam olarak nereden geldiğimi, nasıl geldiğimi hala çözemiyorum. Bu kadar içimi yormanın beni bir yere götürmeyeceği bariz olduğundan, kendime bir iş buldum. Artık şehir içinde posta görevlisi olarak çalışıyorum.

Bugün bir adam gördüm, siyah uzun saçlarıyla bana çok tanıdık geldi. Yanına gidip konuşmak istedim, ama içimdeki bütünlük iyice kaybolmaya başladığından, ne konuşacağıma bile karar veremedim.

Kazandığım parayla, sakince geçirdiğim hayatımla ve sonunda azalan kendimi sorgulama rutinlerimle hayatım biraz yoluna girmişti. Onca zaman ne istedim kendimden de her günümü bişeylere kafayı takarak geçirdim bilmiyorum. Sonunda geceleri kafamda daha az ses ve ellerimde titreme olmadan uyuyabiliyorum.

Handa otururken aniden bir kavga patlak verdi. Yumruklarını oraya buraya sallayanlara aldırmamak istedim, ama elimde değildi. Devam eden saçmalığı durdurmak istedim. İçeri hızla giren askerlerden birinin elinde kılıç gördüğümde tüm işleyiş daha da garipleşti. Çünkü serserilerden biri onu devirip silahını yerden aldığında, kol kaslarım kasıldı, bedenimi bir ürperti sardı. Bana neler oluyor bilmiyorum.

Tüm bu aceleci gidiş gelişler beni yormaya başladı sanırım. Yaşadığım ufak ev bir an için tatlı huzurunu gözümde yitirdi ve kendimi daha kadim mekanlara ait hissettim. Ama sanırım basit zengin olma hayallerinden başka bir şey değillerdi."


Ni Colias'ı arayışımız sonuçsuz kalmıştı. Kuzeyin sayılı komutanlarından biri ona en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanda yokolmuştu. Miel onun ölümünü ilan etse de, ben buna inanmıyorum. Sanki gözden kaçırdığımız şeyler var gibi. Eğer son atakları çok geç olmadan durdurabilirsek, tek başıma da olsa tekrar madenlere dönüp onu aramayı düşünüyorum. -Syros Wakin

Uzak Çatılar - Bölüm.3 Diğer Tarafta

Bir cumartesi günü başladı herşey ve aynı cumartesinin gecesi bitti. Geçirdiğim dopdolu bir gün boyunca onu düşündüm. Gerçekten varolup olmadığını sorguladım. Amaçlarımın benden uzağa kaçması ya da doygunluk hissinden mi bilmiyorum, daha daraltıcı geldi tüm yaşadıklarım.


Benim için yeterince normal bir zaman. Güneşin doğmasına birkaç saat var ve şu an herkesten öndeyim diye düşündüm, kendi kendime. Kendimle rahatça sohbet edebilmenin yanında bir özelliğim daha vardır ki asıl benliğimin altında da bu yatmaktadır. Alışılagelmiş insan ırkı uykusunun rastgele oluşunu kendi adıma kırabiliyorum. Yani bedenimin uyumaktan sağladığı her şeyi, 3 dakikalık bir uyku süresi ile karşılayabiliyorum, tabii şimdilik. Saçma olmasının yanında geçekten mantıklıdır da bu olay.


Dünyadaki her ayrıntıyı kafama takmış durumdayım. Tüm olan biten aklımda yer etmeye başladı, kendimi toparlayamıyorum, sakinleşemiyorum. Bir anda başım dönmeye başladı. Sanırım kusacağım.


Midemin boş olmasının verdiği ürperme hissini tattım. Gülmek istiyorum açıkçası. Karnım ağrıyor ve bağıra bağıra gülmek istiyorum. Çünkü çok garip anılarımı, ileri derecede canlı olarak görmeye başladım. Sonunda geçmişe uzanabiliyorum. Sanırım bir tek onu değiştirmek kaldı.

Karaciğerim iflasını ilan etmeye çalışıyor. Biyolojik saati kalmayan bedenim, zaman farklılığını anlayamadığı için kendini yoketme çabasına girdi. Beynime verdirttiğim emirlerin yarısını hücrelerim sallamıyor.

Tam olarak kendime gelemesem de ayak uydurmaya başladığımı sanıyorum. Tüm olan farklılıkları bir şekilde açıklayabilsem de, hala neden ellerimin bu kadar terlediğini çözemedim. Yaptığım şeyleri tekrar görüp farklı yapmaya çalıştığımda o kadar heyecanlanmıyorum oysa ki. Lütfen şu öğlen saatleri hemen geçsin. Zaten hep aynı değeri vermişim bu saatlere, lanet olsun ki daha fazlasını haketmemişler de.

Artık tamamen burdayım. Ama buranın neresi olduğuna dair bir fikrim yok. Tek hissedebildiğim kulaklarımın algıladığı müzik sesi. Bu hiç de açıklayıcı olmadı. Hayatımın her noktasında olabilirdi ki bu. Uyanmayı beklemem gerek. O kadar çabalamanın ardından, herşeyi 3 dakikalık bir uykuya bırakmak istemiyorum.

dolmuş gelmesini beklerken, en az 30 kişilik sıranın önünden peşinde, kendileri köpek o da sahipleriymişçesine bir keçi ve bir tavuk olan bir amcanın geçmesini izle. status : done/
klasik bir blog yazısı dahilinde, bugün bu öğlen dakikalarında yazı yazmak istedim diye başlayacağım söze. korkmamamın bana verdiği tüm güzel ve anlamlı şeyler için teşekkür ederek devam edeceğim. oysa ki ne gariptir, creep söylemek istiyordum kendi kendime. liseye mi döndün dersen sevgili insan, high school never ends derim sana. nedendir bilmiyorum, böyle devasa bir teşekkür etme zinciri göstermek istiyor bedenim, ki insanların anlayışsızlığından muzdarip aklım ise karşı çıkmakta bu duruma. kimseye bir süper karşıtlık duymadığım bu dakikalarda koşmak istiyorum aslında.

aradığını bulamamış ikilemli çocuk tarafımı ortaya çıkarmak, olabilmek istediğim karşıt ve tepkili tarafımı masaya koymak, sergilemek istiyorum. bunların herhangi biri, bir gereklilik dahilinde dönmediği için, yurtsuzluk, ait hissedememe, normalite gibi kavramları yoketme çabasından öte, kedinin yaptıklarını örtmesi gibi, yokmuşçasına davranmak istiyorum. belki biri onları temizler düşüncem de olmadığı için, tekrar başa dönüyorum, vaz geçip, basit spesifik spontane eylemler gerçekleştiriyorum. ki bu icraat başından beri mükemmele giden bir yola sokmamakta beni. ve son olarak, tamam neyse ben hallederim/

süreç tanımsız olanın şekil kazanması olarak yer tutsa da kafamda, herhangi bir kadercilik akımına kapılamayacağımdan, sessizce ilerliyorum. ama sonra baktım ki o da ne sıkılıyorum. sonra yapılacak en mantıklı şeyin otoritelerce panik yapmak olarak gösterilmesine rağmen sakinliğimi korumaya çalıştım. belirli katsayılar işin içine dahil olduğunda nice ihtimaller vardır ki, işler yorucu ve kötü gider. kimine göre bu kötülük günden güne de artmaktadır. yalnız doğruluk payını hesaba katmazsak ve sıkılmayı engelleyici funnOver(ironiyle tedavi eden bir placebo) ilaçlarımızı depolarsak çoğu insan sıkça hayallerimizin gerçek olduğuna tanık olabilir.

üzülmek biliyorum ki güzel ve yaşadığımız dünyada yapılabilcek en akla yatkın eylem. ancak kara bir bulut içinde tehlikelere savrulmak gibi o da anlamı kaçırmamızdan başka bir işe yaramıyor çoğunlukla.

heyhat bize çare bırakmaz sorgulatır günlermizi hayat. lakin geceler gündüze dönerken heveslenir, ardından sakinleşip merakla konuşurum kendimle. bilinmese de nereye, sen beni dürttün radiohead. :)

ben belir yaş. bu yazıyı bilge gittikten üç gün sonra buldum. titreyen ellerimin terinden mi yoksa gözyaşlarımdan mı emin değilim. ama kağıdı ikinci kez gördüğümde ıslanıp kurumuş bir görüntüsü vardı. bundan sonra ne yapacağımızı bilmediğimiz için, bunu uzun süreli kayıt boşluğumuzun başlangıcı olarak kabul edin.

"yaşadıklarını rüya sanan bir kişi için, fazlasıyla gerçekçilik yaratan bir şeyle karşılaştım bugün. ağlama potansiyeline sahip gözler için dayanak oluşturan, dipsiz kuyular içinde sürüklenen bedeni, ironik hislere boğan, parça parça vurur sanılırken aniden sarsan, amansızca geceyi dolduran sıradan şeylerdi.

yalnız kalmak istiyorum. bırakın bekleyeyim. verdiğin tüm izinleri bile bile kullanmadım, biliyorum. ama yapamadım. tekrar bir izin istesem ne yaparım bilmiyorum. kendiliğinden olmuyor be hayat. yorulduğumu göstermek istemiyorum. ama yapamıyorum, lütfen, yalnız kalmak istiyorum. bırakın bekleyeyim. yalanlarla doldurdum günlerimi. yapamıyorum, sığdıramıyorum düşüncelerimi. yanlış yoldayım, biliyorum. saçma şeyler var, gözle görülemeyen oyunlar var. çıkamıyorum ki ben. rezil oldum evet.
özür dilerim. -bilge kan"

passive tries 2.0b

yakında kendisi tamamen yayına girecek, şu sıra devasa puzzleımın hipnozundan çıkamıyorum. ancak sadece deneme okur haliyle normal konumunda yeni görünümüyle durmakta. giriş filan yapılamamakta. bilmeyenler ve hatırlamak isteyenler için geliyor. sıkı-post(: mekan passive tries a backyard for alternative information

passive tries 1.6



http://www.passivetries.com/ urlsinde bulunan amaçları basit kendisi averaj olan çılgın yapı adına. hooray..

Kuzey Kulesi.1

Kılıçkanı şehri, Wermath ormanlarının görkemli ağaçlarının arasından ilk defa göründüğünde, tarif edilemez duygular yaşatır. Buraya ilk defa görenlerin çoğu şehrin içinde kaybolana kadar -ki düzeniyle bu çok zor gibi görünür- şaşkınlıktan bu farklılıklar gösterisine bakakalır. Helis de aynen bu şekilde, kendini yaşamadığı hislerin bütünlüğüne kaptırdı. Yanındaki koyu yeşil üniformalı kapı korumaları olmasa, görevi aklının bir köşesine gizlenebilir, iletmesi gereken çok acil mesajı bile unutabilirdi. Ama yanındaki genç askerlerden biri sonunda ona sesini duyurabildi ve doğru yöne doğru yürümeye başladı. Şehrin girişindeki ana kapıdan sonra açıklığın ortasında belirsizce duran iki kapıdan daha geçtiler. Bunların belirsizliklerinin sebebi, etraflarında duvar olmayışıydı, ve görünen o ki herhangi bir avluya da değil, sadece aynı yolun devamına açılıyorlardı. Adam kendi ağzının açılıp "Bunların amacı nedir?" dediğinde, bu soruyu nasıl içerde tutamayıp dışarı çıkarttığına inanamadı. Askerlerden biri onu hafif bir tebessümle inceledikten sonra kafasını çevirip, "Varlıkları eski bir mite dayanır. Daha fazla bilgimiz yok." diyerek geçiştirircesine susturdu adamı.

Helis, yolunun çok uzun olduğunu aklına yatırdı. Bu kadar çok sokağın ve geçitlerin olduğu mekanda daha kimbilir kaç gariplikgöreceğini düşündü. Yaşadıkları ne kadar buna izin vermese de, o yine gittiği yerlerden keyif almaya çalışıyordu. Patlama sesleriyle uyandığı geceyi unutması ne kadar imkansız olsa da, gözlerini yeni gördüğü şeylere, kulaklarını değişik seslere vermeye çalışıyordu. Koyu orman renkleriyle bezeli şehir binaları ve onların içine yayılmış parlak gri taşlı yollar ona biraz olsun rahatlama getiriyordu. Keskin bir umut ya da mutluluk değildi bunun nedeni, tatmadığı bir içtenlik vardı burda. Sanat diye adlandırdıkları ve onun daha önce ilgilenmediği şeyin kalbine gelmişti sanki. Onun iç benliği bunlarla uğraşırken, etrafındaki insanlara hiç dikkat etmemişti...

...Uzun sokakları ve yüksek bir çok binasıyla adamı etkilemişti Kılıçkanı. Gözü korkmuştu ve yolu hiç bitmeyecekmiş gibi geldi genç mesajcıya. Bu yüzdendir ki birkaç merdiven geçişinden sonra ona beklemesi söylendiğinde gerçekten şaşırmıştı. Etrafını biraz inceledikten sonra orta çaplı bir avlunun kenarında yer aldığını anladı. Bilmediği şey ise buranın Zelt'in yönetim çemberi olduğuydu.

delicate stone

Belir’in kendi adını bağırdını duymuştu ve sadece ufak bir inleme çıkartabildi ya da o öyle sandı. Ayağa kalkmak istedi ama yapamıyordu. MertAli, umutsuzluğun derinlerinde gezinirken, dizlerini kendine doğru çekti ve kafasını yukarı kaldırıp son bir eforla kalın bir çığlık atmaya çalıştı. İşe yarayıp, yaramadığını anlayamamıştı, çünkü bir anda nerdeyse imkansız bir sessizlik kaplamıştı etrafını. Ellerini birbirine çarptı, yoğun bir boğukluk dışında hiç bir ses yoktu. Kulağını tutmaya çalıştı fakat parmaklarını hissedemiyordu ama orda olduklarını biliyordu, kasılmış ve birbirlerine yapışmış on parmak.

Delirmemek için kendini tutmaya başladı, sanki onun vucüduna giren bir şeyler yavaş yavaş her şeyini elinden alıyorlardı. Eğer MertAli’nin bundan sonra aklına gelecek şey, gerçekte olan olmasaydı, muhtemelen o aklını yitiricek ve bir şekilde kendi ölümünü getirecekti. Bir anda bunun olabilitesini kendi de düşündü ve yapabilceği en mantıklı şeyi yaptı, kendisi duymasa bile bağırarak şarkı söylemeye başladı, sakat gibi duran ellerini birbirine çarparak ve onun ayağa kalkmasına izin vermeyen ayaklarıyla ritm tutarak. Kısa bir süre sonra, çok fazla uykusu olduğunu anladı, oturduğu yerde yana doğru döndü, sanki parmaklarını hissedebilmişti ama bunu umursayamadı. Gözleri tamamen kapanmaya yakın bir şey gördüğünü sandı, kendisininkinin aynı bir kafes ve içinde bir adamla bir köpek vardı. Uyku onun ilgisine izin vermedi, şarkı bitiyordu, bir kaç cümlesi kalmıştı, onları söylerken sesi kısıldı, bunu farkedebildi, ve son nakaratta artık tüm varlığıyla bir yerlerde sabitlenmişti, ama kesinlikle kafesin içinde değil.

searchin' lina .1

I dont know which days we re in. weeks passed since we started. searching groups left their duties one by one. its time to accept Lina & the others are dead. I dont know what I should believe. If she's dead, I can feel it right? whats the answer I dont know. where is she?..

friend of mine, the feisty Hillock said, "all young ones are dead." this is ridiculous. she can defend herself.

what about that clones, bunch of wicked traitor fake jangos. they cant slay her..

go fuck yourself palpatine, cuz we are gonna cut you into slices. & I'll be there to burn every piece with my own hands..

To Vino Wakin

...“Sevgili dostum, kırk geceyi aşkın süren bir atakla Linn’i kaybettik. Gözleri yakan sisler ortaya çıktığından beri, Pontia Dağından bile görüşümüz kısıtlandı, ormanın ortasındaki parlak Fels gölünü bile seçemiyoruz. Aramızdaki topraklar sürekli kapanmakta. Başarısız oldum ve artık yüreğim bunları kaldırmıyor. Savunmayı güçlü bırakırsam Anzora’da olacağım. Issan’ın kaderi farklı olsun. Elveda.. Pontia Komutanı Mir Hras.”...

super bliss

merhaba, eğer blog sayfama bakan varsa, farkedeceği üzere herşeyi sildim. onlar da kardeşlerinin yanında duruyor artık güvenle. açıkçası çok eğlenceliydi. yenileri yazılır yani sonuçta. buraya da yazarım umarım. görüşürüz..