sanırım yine saçma ve geç bir saatti. ne kadar gülmek istediğimi farkettim, tabii ki güldüm. gülerim ben böyle kusura bakma. açıkçası kendimi duygusal biri olarak bilirim. ama çok garip anlarda gülebilirim. çocuk olduğum için de olabilir, kaçtığım için de. eğer aynaya bakıyor ve gerçeklere kendimi çeviriyorsam, sadece sana teşekkür edebilirim. bunun nedeni beni yaşadığım hayatın büyütmüş olması değil. senden çok etkilendiğimden de değil. sadece gülmek eğlenceli birşey ve yapmam gerekenin bu olduğunu düşünüyorum. saçma eğlenceler içine girmeden gerçekten istediğim şeyi yapmak filan.
bu söylediklerim ne kadar gerçeklere dayansa da bir o kadar kurguları baz alır. ama nasıl olsa ikisi için de tepki vermeyeceksin, bu yüzden sınırın belirsiz olması daha iyi. bugün sana ne kadar hasta olduğumu söyleyeceğim. unutmamayı sapıklık haline getirmem de cabası. sen o merdivenden aşağı indiğinde gerçekten anladığım yüzlerce şeye rağmen sesimi çıkartmayıp bekledim. yanımdaki arkadaşıma söylediklerim de zaten onunla beraber öldüğü için o sözlerin bir anlamı yok. tam olarak gerçeği bir tek ölmüş bir insana söylediğini hatırlamak biraz üzücü ama olsun.
şehir değiştirip yıllar sonra tekrar kendi şehrime döndüğümde her yerin farklı görüneceğini düşündüm, ama öyle değillerdi. aslında bir bok beklememiştim zaten. ama en kötü olanı saçlarımı uzattığım için tamamen salaş olan tipim ve saçlarımdan bağımsız yorgun halimle yeni dönemin ilk günlerinde yaşadığım garip olaydı. durakta dururken arkamda geçen bir şey olduğunu hissetmiştim. keşke sallamayıp o anda dönseydim. onlarca insanın içinde algılarımın seni seçtiğini bilemezdim. uzaklaştın ve ben sen olduğunu hissettim döndüm karşıya geçmek üzereydin ve beni gördün. lanet olsun, o kadar uzak sayılmazdı. nasıl olduysa o gün 322 insanın öldüğü garip tren kazasında sen de yok oldun sandım. oysa evinde o kızın sen olduğunu ve ölmediğini söylercesine kafanı sallıyordun. günler geçtiğinde ben de geçip gittim ve yeni evimde yeni hayatımla zamanımı geçirdim. sana benzemeyen 142 kişiyle tanıştım. hepsi de fena sayılmazdı. yaklaşık 7 tanesinde seni aradım. ama yanlış hedeflerdi.
sonra yaşadığın evi buldum. sigara aldığım bakkal ve muhtemelen bakkalın müdavimi olan adam dahil 3 kişiyle daha tanıştım. ilişkimiz çok sürmese de gördüğüm kadarıyla hepsi sessiz kendi işinde olan insanlardı ki bu ne kadar iyidir bilemem. yeni hayatımın 146. insanı annendi. ki kendisi umursamayan ama çok tatlı birisi. yakınlık duymamdan ziyade, ettiği mükemmel muhabbetle beni tavladı. şu an nasıl olduysa tüm bunları senin odanda yazıyorum. tahminimden daha güzel bir defterin varmış.
147. insanın baban olması da sanırım garip birşey değildir. onu tanıyınca seni biraz daha tanıdım sanırım. bana bıraktığın yazı için de teşekkürler. beklendiği öğrenmek güzeldi. görüşürüz//



Benim için yeterince normal bir zaman. Güneşin doğmasına birkaç saat var ve şu an herkesten öndeyim diye düşündüm, kendi kendime. Kendimle rahatça sohbet edebilmenin yanında bir özelliğim daha vardır ki asıl benliğimin altında da bu yatmaktadır. Alışılagelmiş insan ırkı uykusunun rastgele oluşunu kendi adıma kırabiliyorum. Yani bedenimin uyumaktan sağladığı her şeyi, 3 dakikalık bir uyku süresi ile karşılayabiliyorum, tabii şimdilik. Saçma olmasının yanında geçekten mantıklıdır da bu olay.
Dünyadaki her ayrıntıyı kafama takmış durumdayım. Tüm olan biten aklımda yer etmeye başladı, kendimi toparlayamıyorum, sakinleşemiyorum. Bir anda başım dönmeye başladı. Sanırım kusacağım.
Midemin boş olmasının verdiği ürperme hissini tattım. Gülmek istiyorum açıkçası. Karnım ağrıyor ve bağıra bağıra gülmek istiyorum. Çünkü çok garip anılarımı, ileri derecede canlı olarak görmeye başladım. Sonunda geçmişe uzanabiliyorum. Sanırım bir tek onu değiştirmek kaldı.
Karaciğerim iflasını ilan etmeye çalışıyor. Biyolojik saati kalmayan bedenim, zaman farklılığını anlayamadığı için kendini yoketme çabasına girdi. Beynime verdirttiğim emirlerin yarısını hücrelerim sallamıyor.
Tam olarak kendime gelemesem de ayak uydurmaya başladığımı sanıyorum. Tüm olan farklılıkları bir şekilde açıklayabilsem de, hala neden ellerimin bu kadar terlediğini çözemedim. Yaptığım şeyleri tekrar görüp farklı yapmaya çalıştığımda o kadar heyecanlanmıyorum oysa ki. Lütfen şu öğlen saatleri hemen geçsin. Zaten hep aynı değeri vermişim bu saatlere, lanet olsun ki daha fazlasını haketmemişler de.
Artık tamamen burdayım. Ama buranın neresi olduğuna dair bir fikrim yok. Tek hissedebildiğim kulaklarımın algıladığı müzik sesi. Bu hiç de açıklayıcı olmadı. Hayatımın her noktasında olabilirdi ki bu. Uyanmayı beklemem gerek. O kadar çabalamanın ardından, herşeyi 3 dakikalık bir uykuya bırakmak istemiyorum.


